Çocukluğum Ve Babam 28 Mayıs

2007-06-29 09:33:00

 
Eskidendi...Ben çok küçükken, hatta yaşımın kaç olduğunu bilmediğim kadar küçükkendi ilk gidişim..
 
Sabah erkenden uyanırdım babamla, çabucak giyinirdim. Üsküdar'a inerdik, küçük motora binerdik Beşiktaş'a geçmek için.O zamanların motorları kayık gibiydi sanki. Giderken çokça sallandığımızı ve motorun pat pat seslerini hatırlıyorum en çok.
Beşiktaş'ta, şimdilerde her sabah beklediğim durakta otobüs beklerdik. Ama o zaman cadde ne kadar büyüktü, her yer nasıl bilinmez. Ben neye binicez, nerde inicez bilmezdim (sanki şimdi çok iyi biliyorum gibi ) Otobüsle ilerlerken etrafta değişmeye başlardı. Deniz kenarı, tekneler, güzel evler, sahil kenarında yürüyüş yapan insanlar....Seyretmeye doyamazdım onu net hatırlıyorum.
 
Otobüsten inince öncelikle Aşiyan Gazinosu'nu görürdüm. Evet o vakitlerde vardı, henüz yıkılmamıştı. Ben hatırlamıyorum ama Zeki MÜREN'de söylermiş orda...Gazinonun yan tarafından, bir tarafımız Aşiyan mezarlığı yavaş yavaş yürümeye başlardık o ıssız yoldan. Ne huzur verici bir yoldu o. Hâlâ öyle midir, yoksa o an için mi / benim için mi öyleydi bilmiyorum. Şimdilerde ki gibi mezar taşlarını okumamak için kafamı çevirmezdim. Hepsine bakardım tek tek. En çok aklımda kalan uçak şeklindeki mezar taşıydı.
 
Epeyce yürüdükten sonra sol tarafa doğru giden başka bir yola dönerdik. Bu yol diğerinden daha ağaçlarla dolu, daha kuş cıvıltılı olurdu. Önemli kişilerin oturduğunu bildiğim bir büyük evin önünden geçerdik. 2 büyük köpek havlardı ve benim ödüm patlardı. Aslında babamında korkması lazımmış, bir akşam eve geldiğinde o 2 köpeğin diş izleri duruyordu kolunda ve bacağında...Nasıl kurtulmaya çalıştığını anlattığı an hâlâ aklımda...
 
Sonra genişçe basamaklar başlardı, adımlarım yetmezdi...Seke seke yürümeye çalışırdım.
Babam demir parmaklıkları açarken ben kocaman beyaz yapıya bakardım hayranlıkla. Figen ve benim için güzel bir oyun alanı, süprizler dolu bir dünya..başkaları içinse "yuva" olan Aşiyan Müzesi'ne...
 
O zamanlar İstanbul Belediye'si Kütüphaneler Müdürlüğü'ne bağlı bir müzeydi. Babamsa gündüz vakitlerinde tek çalışandı. Müzenin hem bahçıvanı, bakıcısı, sorumlusu hatta gelen ziyaretçilere eşlik edip bilgi veren görevlisi..
 
Binanın yan tarafından zemindeki mutfağa geçerdik ilk. Elektrli ocağa çay koyardı babam. Bense bir o yana, bir bu yana karıştırmalara başlardım. Çünkü, her açılan dolap değişik süprizlerle doluydu.
 
Çayını alıp binanın önündeki banka otururduk. O ne eşsiz manzaraydı, tüm boğazı bir uçtan diğer uca görebilen bir sonsuzluk...Tam babama göre bir yerdi aslında. Sakin, durarak, telaşsız bir yaşam...
 
Ziyaretçi geldiği zaman onların peşinden dolaşırdım bende. Hoş çok gelen-giden olmazdı..İlk katta geniş bir salon vardı. Abdülhak Hamit'in eşyaları, kıyafetler, kalemler...Burda beni en çok ilgilendiren Müzenin müdürü Jale Hanım'ın piyanosu idi. Figen'le rastgele basardık tuşlarına :)
 
Bir üst katta Tevfik FİKRET'in eşyaları vardı. Çalışma masası, kendi yaptığı tablolar...En çok hoşuma giden Sis şiiri ile ilgili olarak duvarda asılı duran SİS tablosu idi. Sislerin arkasından camileri, minareleri seçmeye çalışırdık.
 
Kenarlarda bir yerlerde, biraz kuytu köşe de siyah bir zemin üzerinde kartal mıydı, şahin mi hatırlamıyorum kötü bakışlı bir kuş resmi vardı. Görmemek için bakmazdım o yöne...
Yatak odasını çok severdim. Üzerinde tıpkı Atatürk'ün son resimleri gibi Tevfik FİKRET'in huzurlu bir yüz ifadesi ile yatağında yatan fotoğrafı asılı dururdu. O kadar tanıdıktı ki yüzü benim için ailemden biri gibiydi sanki..
 
Babam bu odayı anlatırken yavaşça pencerenin pervazına doğru yaklaşıp, kancalarını açar ve "ilham penceresi" nin manzarasını gösterirdi. Ben pek çok kez bakmış olmama rağmen, onların ne gördüğünü anlamak için yine de gider bakardım....
 
Kocaman bir balkon vardı koşturup oynayabileceğimiz, güzel bir bahçe....Ve bahçenin biraz üst kısmında ağaçlar içinde...Küçük bir çocuk için bir masal evi gibi...Taşlar  oyularak yapılmış bir masa, koltuk..Küçük bir havuz. Nasıl severdim orda olmayı. Tüm bunların en ön kısmında bir ağacın önünde bir puf gibi yapılmış başka bir taş koltuk vardı. Otururdum orda usul usul...Taş masanın üzerinde yerdik bazen yemeklerimizi, sonra çam kozalaklarını toplardık....
 
Başka odalarına girmeye korkardım. Kocaman tuvaletine tek gitmeye korkardım. Dış duvarlarında kertenkeleler yürürdü korkardım. Ama çokta severdim orda olmayı....
İlk okuduğum şiir kitabı Tevfik FİKRET'in ŞERMİN'di. Mavi kapaklı ince bir kitap. Şimdi okusam yine o kadar keyif alır mıyım bilmem...
 
Akşam olunca babam james bond çantasına her zaman yaptığı gibi gazetesi ile birlikte eve gidicek bir şeyler koyardı. Bazen mis kokulu güller olurdu, bazen annemin çok sevdiği incirler....Yine öyle sakin, telaşsız açar çantasını verirdi anneme..
 
Babam demişken, aslında Aşiyan Müzesi'ni yazmak isterken nokta koyamıycam yine...
İnsanı saran ama sıkmayan-karışmayan bir havası vardı..Henüz yaşlılığın vıdı vıdıları, karışmaları, aksilenmeleri eklenmemişti üzerine :)
 
Hiç aklımdan çıkmaz, bir gün kızmıştı bana...Sebebi neydi bilmem. Elini kaldırıp başımın üstüne doğru getirmiş vuramamıştı yine. Oraya sertçe dokunmuştu eli. Ama ne ağlamıştım, ne canım yanmıştı. Hani kaldırıp inseydi o tokat o kadar ağlar mıydım bilmiyorum...
 
Öyle bir hali olur ki bazen...Üzgünsen, sıkkınsan, bir sorun var ama sen söylemiyorsan..Nasıl bir güler gözleri, nasıl tamam kızım hallederiz der ...Hayatımdaki sorun olabilecek ne kadar ayrıntıyı çözer bana hissettirmeden........
 
Benim babam.
 
Şimdi Ecenaz'ın dedesi. Ahhh o nasıl bir sevgi. Gözünü seveyim, elini seveyimler eşliğinde...Kucağa alıp sıkmadan, öpmeden. Ama şefkatle, ilgi ile hep yanında olarak saran...
 
Bir çocuk için güzel bir şey mi bilemiyorum. Böylesi sevilmeye alışınca...Sonrasında karşınıza çıkan tüm insanlar bu kadar ilgili olmayınca kocaman bir boşluk olur mu acaba içerlerde ????????
 
 
http://www.ibb.gov.tr/tr-TR/KenteBakis/GaleriIstanbul/Forograflar/Muzeler/Asiyan/
http://www.sanalmuze.org/retrospektif/contentxy.php?sergi=686&ic=75&pg=0
http://gallery.istanbul.gov.tr/Default.aspx?pid=629&gid=6&aid=-1&picid=16162
 
 
 
 
 

60
0
0
Yorum Yaz