DOCTYPE html PUBLIC "-//W3C//DTD XHTML 1.0 Transitional//EN" "http://www.w3.org/TR/xhtml1/DTD/xhtml1-transitional.dtd"> GÜLÜMSE



Kendim için :)



ben mi? evet...
bir gün çıkıp gideceğim kapıları, evleri, dergileri, hüzünler bırakarak...
bir çiçek merhaba diyecek...
hoşgeldin diyecek dağ...
orman gülümseyecek...
anımsayışların, bekleyişlerin, ümitlerin ya da ümitsizliklerin
hırsların, yarışların, tasaların kalktığı yerde
tam anlatının, salt anlatının kaldığı yerde başlayacak şiir...
hiç kimseye seslenmeyen, kendi kendine yeten sadece...
kendi mantığı; kendi güzelliği içinde tutarlı...
ama halkın yaşantısı girecektir oraya, çünkü yaşayan büyük
bir şeydir halk...
deniz ve ufuk girecek, karınca yuvaları, gökyüzü, kozalaklar
ve kopuk ve artık hasetsiz bir aşk...
yani sevişmek denizle, koşulsuz, önyargısız, hesapsız...
yani uzanmak ve düşünmek binlerce yıl..
doğan, ölen ve yaşayan şeyleri...
doğumu, ölümü ve yaşamayı
yani dingin ve büyük olan herşeyi anlatmak...
ben mi?evet. çıkıp gideceğim bir gün...
tasasız, gözyaşsız, geride birşey bırakmadan ve birşey beklemeden
ilerde...
sadece yağmur sularından pırıl pırıl bir yürek
artık kendi kendinin anlamı ve nedeni olan bir yürekle...

Ataol Behramoğlu

26.8.2008 | Kategori: Gunluk | Yorum (6) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Kendimle söyleşi aslında....

“Gitmek mi zor, kalmak mı zor” diye bir şarkı mırıldanarak günü bitiriyorum. Yarının Cuma olması ve neşesinin yerini, Cuma endişesi almış. Aslında alması gerekmezken…

Geçen haftalarda gelen sürpriz bir telefon. Yok iki telefon. Kendiliğinden doğal gelişen görüşmeler. Hani pek bir umursamazken, olursa olur canım havası içinde….İlk görüştüğüm yer şartlarını bildirip, siz isterseniz bizimle çalışmak arayın demişken. İkinci iş teklifi…Şanssa, geri tepmek olmaz düşüncesi ile yapılan uzun görüşmeler.

Mel’in deyişi ile “sen olmasın diye dua da edersin” diyerek beklemelerin ardından..Gelen güzel, iyi, sevindirici haber..

Öyle olmalı…

Ama niye içimde bu kadar tereddüt. 9 senedir çalıştığım iş yerinden, masamdan, öğlenleri soluklandığımız bahçede ki banktan ve tüm ayrıntıları ile tanıdığım insanlardan ayrı kalma düşüncesi mi? Yoksa, elimi nereye koysam da otursam diye düşünüp “acemi çaylak bu işte” tebessümlerini görecek olmam mı ? Abartıyorum biliyorum J

Bir karara varmam gerekiyor….

Yine mantığım ve duygularım çatışıyor. Kim kazanıcak, haber veririm J

1.11.2007 | Kategori: Gunluk | Yorum (9) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Cuma notları :)

 

 

Cuma..

Yağmurlu, bulutlu kasvetli bir İstanbul sabahı.

Ama sabah motorun penceresinden bakarken… Tıpkı Mel’in blogundaki gibi paralelimizde ki martıların uçuşları, mavi rengini unutmuş deniz, uyku/oruç mahmuru insanlar, sakinlik ve İstanbul manzarası güzel geldi. Huzurlu…

Çünkü, bu hafta nihayet ve sonunda J Bu sene ki yaz dönemimiz ve Gönen maceramız bitiyor. Çıtır çerezim, nazlı kraliçem Ecenaz’ım ve annem, babam dönüyorlar J

Her ne kadar yarın öğlen feribotla gidip, Pazar sabahı toplanıp karadan hep beraber dönecek olmamız nedeni ile yorucu bir hafta sonu beni bekliyor olsa da…Eve ilk giriş anını, odasına, oyuncaklarına kavuşmasını görmek. En önemlisi evi dolduracak olan sesi, varlığı J Değer elbet….

Sanki, yeniden anne oluyorum J

21.9.2007 | Kategori: Gunluk | Yorum (12) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Kısa kısa..

Akşam…

İftar soframı hazırlayıp, Tv karşına yerleşiyorum. Eşimin işten çıkıp yetişmesi mümkün olmadığı için, iftar olayını tek başına yapmış olmanın mahsunluğu ile diye ekliyim. Kanallar arasında dolaşırken TV8’deki Sunay AKIN’ın “mahya ışıkları”  programına takılıyorum. Takılmamam mümkün değil. Tam kolunun arka kısmından Kız Kulesi gözüküyor J Kamera denize doğru dönüyor, geçen günkü şiirimdeki gibi tıpkı lacivert. Hatta öyle sakin giden bir kayığı gösteriyorlar. Ama bu kayıkta iki kişi vardı J Derken konuğu..Volkan KONAK. Doğru düzgün, Sarı Sıcak programına konuk olarak katıldığı zaman tanımıştım kendilerini. Sanki programı o yüklenip götürmüştü. Şarkıları, şiirleri, esprileri, şiveli konuşması kısaca enerjisini karşısındakine ileten bir insan. Dün akşam da çok keyifli bir programdı. Kız Kulesi manzarası eşliğinde, son derece doğal, günlük hayat içinden anlatıp durdu tatlı tatlı. Halası, ağbisi, uçak korkusu nedeni ile yaşadığı karavanı, Kazım Koyuncu’yu anlatışı…Gülümsemelerim bazen kahkahalara dönüştü diyebilirim J

Kahkaha demişken “Avrupa Yakası” bu akşam başlıyor dimi? Evet “Yaprak Dökümü” ile aynı akşam diye söyleyenler olabilir. Ama ben tercihimi hüzünden yana yapmıyorum..Hayatın ve benim içimde yeteri kadar var zaten J Limitsiz gülümseme ve kahkaha efektleri ile olmak istiyorum…Mümkünse J

Bir ara NTV’de gösterilen Emmy Ödül Töreni tekrarına bakındım. Lost dizisindeki gözlerinin içi ile gülen yaşlı kurt Jack’in ödül almasını görmek hoşuma gitti. Bana neyse J Umutsuz Ev Kadınları’na takılıp yaptığı espri ise süperdi. Cnbc-e ve E2’de oynayan pek çok dizi oyuncularını süslü-püslü izlemiş oldum. Arada bir seyrettiğim Sopranos en iyi dizi ödülünü aldı.

İlerleyen saatlerde…

Yeni başlayan bir dizi ve Nejat İŞLER’le ilgili bir blogda epeyce övgü okuduğum için (blog adı bende saklı kalsınJ) dizinin tekrarını izliyorum. Bir sahne…

Kadın ve adam son derece şık giyimli ve yine şık bir restorandalar. Adam kadına bir kadife kutu veriyor. Kadın kutuyu açıp son derece ışıltılı gerdanlığı parmaklarının arasında dolaştırıyor. Ve,

Kadın diyor ki : Merak ediyorum acaba mücevherci dükkanımız olmasaydı, bana ne alırdın?

Adam: Seni bu akşam mutlu etmek mümkün değil sanırım.

Kadın: 10 yıldır hep bu restorana geliyoruz ve sen 10 yıldır bana hep bir kadife kutu uzatıyorsun.

Adam: Şık bir restoran, pahalı bir mücevherde bir kadını mutlu edemiyorsa..

Kadın gülümsemeye çalışıp etrafına bakınıyor. Sonra içtenlikle,

Diyor ki: Yayınevine gittim bugün..

Adam: Boş gözlerle bakıyor.

Kadın: Hani geçen bahsetmiştim ya kitapla çok ilgilendiler.

Adam: İlgilendiler mi ? Bir çocuk kitabı ne kadar satar ki ?

Kadın: Belki de ne kadar satacağı ile değil, içeriği ile ilgileniyorlardır.

Adam : Tatlı yer misin ?

 

Keyifli bir gün olsun bugün. İç sıkıntıları ve hüzün olmaksızın J

 

 

 

 

 

19.9.2007 | Kategori: Gunluk | Yorum (6) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

AŞKIN KİTABI...Becoming Jane

 

Cumartesi 16,15 matinesindeyim. Tek başıma J

Hüzünlü bir filmdi. Neden hüzünlüydü diye açıklamak istemiyorum belki gitmek isteyenler vardır düşüncesi ile.

Görüntüleri çok hoştu. Tam bir sonbahar atmosferi içindeydi. Kocaman bir orman, yeşil ağaçlar, yerlerde sarı yapraklar, birden suya atılan taşın suda ki halka halka yayılışı…Eski bu tarz filmleri sevenler kaçırmasın derim. 

 

Konusu bulunduğu ortama göre oldukça akıllı, hoş ve yazı yazmayı çok seven bir bayanın  (Jane Austen) aşkla tanışması.

 

Şimdi düşününce…Ağaçlar arasından koşarak gidişleri, Jane’in bir davette gözleri ile onu arayışı, dans ederken birden beklemeksizin karşısına çıkışındaki o an, merdivenlerden çıkarken eline tek bir dokunuşu..vs.vs. ( filmi sahne sahne anlatmaya başlıycam nerdeyse J ) ayrıntılar güzeldi. Bir müddet böyle etkisinde gezerim, unutana kadar J

 

 

10.9.2007 | Kategori: Gunluk | Yorum (6) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Kırk gün kırk gece süren kutlamaların sonuncusu :)

Çarşamba akşamı.

Yer Nevizade. Amaç üç başak burcu mensubu bayanın 5-10 gün ara ile olan doğum günlerini kutlamak. Teras, açık hava, rakının hoş anason tadı, kızarmış ekmekler, midye tava, patlıcan ezme, acılı ezme, karides güveç, kalamar vs.vs. ( birdemetmavi..içkiden değil yemekten sarhoş olduğumu belirtmek istedim birden) Eee belki çakır keyiflikle atılan içten kahkahalar olmadı değil ama, o da gecenin güzelliği diyelim…

Henüz çevredeki masalar dolmadan yabancı bir aileyi farkediyoruz. Anne çarşaf benzeri bir kumaşı boynuna dolayıp küçük bebeği yürüyerek biberonla besliyor. Bebek uykuya dalıyor J Masada baba atleti ile son derece rahat bir şekilde 3-4 yaşlarındaki kızını oyalıyor. Bebek uyuyunca anne de masaya oturuyor, kadehlerini tokuşturuyorlar. Önce eşler, sonra minik kızları ile. ( maşallah demek gerekiyor mu MT. Yabancılara da nazar değer mi ? Yoksa sadece bizimle ilgili mi ? ) J Ya Türk versiyonu olsa idi diye uzun uzun tartışıyoruz. Böyle olmayacağı, yaşanmıyacağı kesin J)

Gecenin en güzel kısmı ise…Şımarıklık edip aldırdığımız hediye pastamızın gelmesini bekliyoruz. Garsona emanet etmişiz içimiz rahatken, bekleyip gelmeyişinden şüpheleniyoruz. “kesin pastayı yediler yenisini almaya gittiler”  Derken tüm ışıklar kapanıyor, bütün masalar “happy brithday” şarkısını söylerken, arka masadan Japonlar bile tebessüm edip kutlarken üflüyoruz mumları. Güzeldi J

7.9.2007 | Kategori: Gunluk | Yorum (8) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Balık Sezonu Açıldı :)

 

 

Balık sezonu açıldığını Tv’deki çeşit çeşit haberlerden görünce..Bu lezzete hiçbir zaman karşı koyamayan ben, ekran karşısında içim giderek izliyorum. “alsakta yapsak bir akşam” diyorum eşime bu söylediğime çokta sevinmeyeceğini bilerekJ “olur” diyişindeki kayıtsızlığı fark etmiyor değilim. Ama ben ısrarlıyımJ “zaten bir hafta sonra ramazan epey bir süre de yiyemiyeceğiz” diyince, içinden “bir ay konuşmaz sanırım” düşüncesi ile kabul ediyor sanırım J

Ve Pazar akşamı. Balıkları yıkayıp, tuzlamışım. Salata malzemelerini yıkamakla meşgulum. Mel’de yok ki salatayı yapacakJ Saat 19,00 olmak üzere diyerek mutfağa geliyor, ya futbol arada ya da kelli felli adamların oturup bıkmadan bıdı bıdı konuştukları programlardan biri reklama girdi J Aynı anda balıkları kızartıp, sofrayı hazırlayıp, salatayı da yapmaya başlıyacağım hiççç meraklanma bakışı atıyorum. Ki anlıyor. Salatayı ona teslim ederek, balıkları unluyorum. En güzeli mısır unu ile kızartmak ama evde yok imiş. Neyse, buna da razıyım. Laf arasında “yaa haftaya Mel’leri de çağırıp yapalım” diyorum yüz buldum ya…  “aaaa tabii olur demiyor nedense” J))

Sofradayız..

İstavritlerimin üzerine önce az biraz limon, sonra kırmızı pul biber (bu tamamen Mel’den geçme bir lezzet) Süperrrr. İlk lokma da “ben bitince hemen çöpleri atıyım” diyor. “neden” diyorum. Kokmasınmış. Sırıtıyorum…Salataya limon sıkarken de kalan kabukları atmadığını, ayırdığını söylüyor. Yine benden gayri ihtiyari bir “neden” “bulaşıkları yıkarken bununla ovarsam koku kalmazmış” ha haaa.

Ben daha yeni başlamışken “offf çok doydum” diye geriye yaslanıyor. “yahu daha ne yedin” dememle kılçıkları sayması bir oluyor. 15 adet istavrit yemiş. Bu bir rekor J Bense geri kalanları afiyetle miğdeye indirmekle meşgulüm…

Hafiften sofradakileri mutfağa taşımaya başlıyor. “sen burayı köpüklü süngerle silersin” diyor. Eevet hatta çamaşır suyu da dökerim J)

Bulaşıkları yıkamak üzereyim. Çöpleri toplamış daha doğrusu tüm balık artıklarını üç-beş mahalle öteye atmaya hazırlanıyor sanırım. Maazallah köşe başına bırakırsa koku gelebilir belki…Tam kapıdan çıkıcak ayakkabıları ile mutfak kapısına kadar geliyor. Basma oralara diyemeden “ağzımın kenarlarında balık falan var mı” diyor..Ciddi kahkaha atıyorum. “ah evet dudak kenarında kılçık var” diyesim var ama gülmekten diyemiyorum..Çıkıyor.

Bulaşıklarıma dönerken annemler dönse de şöyle gönül rahatlığı ile Figen’le bayıla bayıla yesek balıklarımızı diyorum. Üzerine minik minik ekler. Ardından az şekerli türk kahvesi…Hım hım hımmmm

3.9.2007 | Kategori: Gunluk | Yorum (5) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Küçük bir tatil günü..

 

 
İlk olarak sabah 10,00 olmadan uyanılmaz :)
Ağır, miskin bir halde çay suyu konularak..evin dağınıklığı arka odalardan, ön taraflara doğru devam edilerek toparlanır.
Çay suyunun fokurtularını duyunca, mis gibi bergomat kokulu çay demlenir. Evde peynir olmamasına hayıflanmak yerine, köyden gelen domatesler rendelenip içine kırılmasın diye özene-bözene korunan/kollanan yumurtlardan kırılır. Yanında çok tahıllı, dilimli ekmek. İçinde sanırım çekirdek taneleri var. Onları nasıl ayıklıyorlar acaba diye düşünmemek lazım :D
Çayı yudumlarken cep tlf.u çalabilir..
"Vili 13,30 matinesine gidiyoruz. 13,00 da ordayız." anlaşıldı tamam.
Hazırlanırken evde mi, işte mi diye abla aranıp..uzun uzun konuşmaya dalınabilir. Arada küçük kuzunun ağlama sesleri ile. Hatta kısa bir Gönen dayı, teyze, anne-baba dedikodusu..atlanan detaylar tekrar gözden geçirilebilir :)
Eyvahhh geç kalıcam telaşı ile otobüs durağına koşulabilir. Hey dolmuş bana da yer var mı ? Olmaz olur mu :))
Capitol.
Çok şükür ki serin..yani serin olmalıdır mutlaka :)
Sinema önünde bir kaç dakika beklenilmeli öyle gelicek olanlar. Gözler görmeyince cep bi çaldırılmalı. "geliyoruz sesi çocukların seslerine karışmalı" Ben tekim. Çocuk ? O neydi :)))
Ve çaprazdaki D&R...Bir şey akla gelip gülümsemeli. Girmeli kapısından...
Kitapların arkalarını okurken. Birden bir yazı. Bırakmamalı kitabı...Mümkünse yanımda götüreyim bu sözü bir kaç kez daha okumalı.
 
"Bir gün, bir ara, her şeyin tadı bir başka güzel gelmeye başladığında ürktüm ve durdum Havada durdum ha, öyle böyle bir yerde değil, hani tökezlemiştim ya, bahsetmiş miydim? Göğe dik başım yerle öpümeden hemen önce, havada, öylece. Ne kadar mutluydum. Mutuluk, düşerken takılı kalmak demek, yere yapışmamak, düşmekten kurtulmak demek mutluluk. "Nilüfer AÇIKALIN.."İyiler Yalnız Gezer...
 
Cd'lere de bakılmalı tabii ki. Bir yarım elma'ya takılınıp kalınmalı. Ezginin Günlüğü..Yüksek Sadakat bile söylemiş şarkılarını. Yok yok bunu da bırakmamalı burda. Alıp eve gitmeli :)
http://www.seyhanmuzik.com/main/main.php?display=music&act=show_product&cid=1&prdct_id=216Ezqrfai0
 
Ama saat 13,15..Kimse gelmemişse hâlâ. Bilet alınmalı tabii.
 
13,35'te Retatuy hangi salonda diye soran sarı bir ses nihayet :)
Çocuk duyarlılığı ile seyretmenin tadına varılmalı. Onların güldüğü yerde, gülüşleri ile daha bir gülünmeli. Ağladıklarında içiniz sızlamalı..
Hele o minicik farenin hayran hayran Paris'i seyredişine, yemek yapışına vs.vs. tatlı tatlı gülümseyerek çıkılmalı salondan..
 
Sonra açlık ve mc donald's.
Üç çocuk arası keyifli kısa bir sohbet. Üç güzel bayan ...kimler çekiştirilir kimbilir ?? :)
 
Sıkı sıkı sarılıp, öpülüp ayrılınmalı..
Müzik dinleyerek eve kadar yürümeli tek başına. Evim..Sabah ki çay ısıtılıp, yanında çikolata kaplı bisküvilere Ezginin Günlüğü eşlik etmeli. İlk dinleyiş Sezen Aksu "1980" ve vokaliz grubunun söylediği şarkı....eğlenceli, değişik :)
 
Sonrası tek tek sabırla ayıklanması gereken bamyalar. Ne olur şunları başından kesip, atsam pişirsem :) Yemesi çok güzel (herkes sevmez biliyorum) ama özenle soymak gerekiyor işte. Hele bi de küçük ebattakiler. İyi ki abartıp daha fazla almamışım buzluğa atayım diye...
 
Bamyaları tencerenin içine atarken, yine mutlaka düşünmeli bir şeyler...güzelden yana..huzurla...

31.8.2007 | Kategori: Gunluk | Yorum (9) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

dün akşam

 

Bir ağustos akşamı İstanbul’da…

Sahil kenarında sıra sıra  balıkçılar…..

Aslında durup seyretmeli oltalarını atışlarını mavi suya. Balıkların oltanın ucunda salınışını görmeli, onu yakalayanın yüzündeki o anki parıltıyı…

Sonra, küçük bir oğlan.

Kovanın içinden alıp minik balığı öpüyor..içimde tuhaf bir neşe..seyretmeye doyamıyorum, ardından bir şeyler söylüyor balığa..geçiyorum yanlarından teğet…gülümsüyorum J

 

15.8.2007 | Kategori: Gunluk | Yorum (4) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

gün..

 

Akşam…

İşlek bir yol kenarı. İnsanlar dönüp dönüp bir yerlere bakıyorlar, ne var şaşkınlığı ve ürkekliği içindeyim. Korkarım öyle sokak ortasındaki itişmelerden/kavgalardan..Bir kadın yola çıkmış..bağırıyor..erkek kaldırımda, kucağında henüz 1-1,5 yaşlarında bir kız çocuğu. Sanki bir paketmiş kucağındaki gibi tutuyor, bir ara yola bırakıyor. Kadına doğru ilerliyor, sonra aklına mı geliyor ne tekrar kucağına alıyor. Donuyorum..Çocuğun gözlerindeki ifadeye donuyorum, üzülüyorum….Az ilerde karşı karşıyalar. Erkek tişörtünü çekip duruyor, bakmamaya çalışıyorum..Küçük kızın bakışlarını görüyorum yine de…şaşkınlık, korkma..müziğin sesini daha çok açıyorum ki duymamayım. Yürüyüp gidiyorum…

 

Başka bir sokağın köşesini dönerken bir çocuk çıkıyor  bisikleti ile önüme ansızın…

Elimde poşetler, kulağımda çalan müzik kalakalıyorum...son anda tam karşımda durdurabiliyor…ama kızmıyorum..yüzündeki o ezikliğe gülümsüyorum.. Sonrası evim ve incesaz…

 

Sabah..

Yine motordayım, püfür püfür esiyor rüzgar. Tesadüf ya karşımda kimse oturmayınca manzaram kapanmıyor kaçamak bakışlarla..gözlük arkasına saklanmadan seyrediyorum sabah mahmurluğundaki üsküdar’ı… Laciverte yakın küçük dalgalarla deniz, denize girdi girecek diye beklediğim kuşlar, yeni ısıtmaya başlayan yalancı bir güneş ve suya vuran ışıltıları göz kamaştıran….sonra…cami minareleri, uykularından uyanmamış evler, eski günlerinde görmeyi hep düşlediğim Topkapı sarayı J, bu sabah daha bi güzel kız kulesi…minicik gibi gözüken vapurlar, arkalarında köpük köpük beyazlıkla giden..sigaralarını keyifle içen insanlar kimbilir içlerinden neler geçiren düşünen J Sonrası iş telaşına bürünmüş Beşiktaş….

Şimdi bir bardak çay içmeli..bugün yanındaki lezzet eti yulaflı bisküvi J

Güzel bir gün olsun……….

 

Not: Bi de şiir olsun....

"su sesi saydamlığındaki bir bakış" ifadesi etkileyici...

 

ÜSKÜDAR

Ak lıbaşına sarınmış lacivert akşam
Sönmüş yangin ıssızlığında karşı kıyı
Işıltıyla bakıyor tambur rengindeki cam
Dingin gülüşünün derinliğinde

Durmadan akıyor ve sürüklüyor anlamı
Ahşabına zamanı sindiren yalı
Yakamoz titreşiminde karar kılan
Hüznü hüzzamda vuran bir ses aramalı

Eski ormanlarin yetim dalları yaban
Tutuşmuş bir nefes huruç ediyor
Yankılanan ezgisi takiliyor ağlara
Su sesi saydamlığında bir bakıştır o an


 Aydin Hatipoglu 

 

7.8.2007 | Kategori: Gunluk | Yorum (4) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

<Önceki Yazılar |


Get Your Own Player!





Tasarım: Pannasmontata - Uyarlama: Emre Özçelik