DOCTYPE html PUBLIC "-//W3C//DTD XHTML 1.0 Transitional//EN" "http://www.w3.org/TR/xhtml1/DTD/xhtml1-transitional.dtd"> GÜLÜMSE



Elveda Derken..

Hüzün damla damla yayılırken vücudumun en ücra köşelerine, gözpınarlarımda biriken damlaları, yaş damlalarını elimin kıvrımı ile yok ettim.

Yanaklarıma ve gözlerime basan kırmızılığı görmesinler diye, boynumu büktüm.

Gözlerine değince gözlerim, bu gözlerdeki anlayamadığım sırlarla dolu bakışları, kimi sevgimi, kimi öfkemi, kimi çocuksuluğu …bir daha yanımda bulamayacağımı anladım.

Gözlerine değince gözlerim, yokluğun geldi aklıma.

Sensiz paylaşmak bir ortamı, sensiz başlamak gülmelere ve sensiz dinlemek “unutamadım” ı…

Sen varken, sen buradayken, önemsiz gibi gelen şeyler canlandı içimde.

Dağıtırken unutmamak için hatıraları, yüreğim parçalandı.

Kaçtım sessizliğe.

Kimseler görmedi boğazımdaki yumruyu, içimdeki kederi. Neden dedim, neden? Bu acıları yaşamak neden?

Ki biz değil miydik bir zamanlar görmemek için yüzümüzdeki ifadeleri karşılaşınca yön değiştiren ve birbirine düşman kesilen.

Gözlerine değince gözlerim, bir sıcaklık yayıldı içime, son anda, son dakikada hissedilmemesi gereken duygularla yandı ciğerim. Ciğerim yandı benimde…

Her gün birileri çekip giderken ve bir şeyler biterken böyle zamansız, sen hala nerelerdesin kızım deyip, güldüm kendime. Gözlerine ürkek ürkek, dostça değerken gözlerim, sevdim seni.

Sevdim. Şimdiye kadar olmadığı şekilde sevdim ve elveda dedim sana, gözyaşlarıyla…(1991’de bir gün)

 

1.4.2008 | Kategori: Eskilerden | Yorum (8) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

...

 

Gözlerimdeki damlaları hiç

                      görmeyeceksin,

Ağlamayacağım

         giden için,

                     senin için.

Susacağım.

Kahreden bir sessizlikle kalacağım.

Susacağım.

Elimden başka bir şey gelmez,

                   sevgimde olacağım.

Bir gün anımsayacaksın beni

                                    ağlayacaksın,

Bir gün anacağım seni

                            güleceğim...

vv. 

 

Not:  Soğuk ama güneşli bir gün. İçimin de, yüzümün de güldüğü bir gün 

Güzel bir hafta olsun herkes için.....

 

Bu akşam TRT 1'de Candan ERÇETİN'in programına ( saat : 21,25) Ezginin Günlüğü konuk. İlgilenenlere duyurulur 

21.1.2008 | Kategori: Eskilerden | Yorum (9) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

İz

 

Kaldır gözlerini ve bak gözlerime,

Nasıl silindi  ise gönlümde bıraktığın izler,

Gözlerimde de tükendi,

Sevginin ışığı..

Arama,

Arama,

Sorma,

Bulamayacaksın.

Bir daha asla...........4/10/93

 

Not: Bir blogta okuyunca "elindeki el izi" diye.."gönüldeki izler" geldi aklıma..bir de eskiden böyle bir şeyler karaladığım ve ekledim

 

18.1.2008 | Kategori: Eskilerden | Yorum (10) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Gidenin Ardından

Son ezgilerine takılır gibi bir müziğin,

   lambanın yaydığı ışık demetinin cılız tonlarına sığınır gibi,

                                                      sığınacaksın gitmekte olana.

Bitişi, yokluğu çılgına çevirecek seni.

Ağlayacaksın.

Yeni şarkılar mırıldanacaksın coşkulu....

Ve yeni ferler yanacak gözlerinde....

Neye yarar?

 

İçindeki koca boşluk durdukça yüreğinde,

Giden bir gülüşle,

        dokunmazsa kirpiklerine…

Takılmazsa saçlarına,

          tek tek her teline papatyalar,

                         hep böyle ağlayacaksın. 10/91

 

12.12.2007 | Kategori: Eskilerden | Yorum (3) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Gitti derken

Gitmesem olmaz mı demişti bir kış günü..

İnsanlar üşüyüp hızlı hızlı yürürken evlerine,

Ağlamaklı, sıcacık diyivermişti işte..

Gitti ama gitti….

Yürüdü gitti,

   içimdeki sesleri suskunluğa dönüştürerek,

Gözlerimdeki parıltıları,

Damlaların o ilk haline büründürerek..vv.

 

“gitti ah gecelere hüzünleri serperek…yalvaran gözlerime, elemi pay ederek, bir kabahatmiş gibi, kaçarcasına gitti... “ 15/2/91

 

Tırnak içindeki sözler Fatih Kısaparmak’ın yıllar önce seslendirdiği, Yusuf Hayaloğlu’nun şiiri…O dönemlerde gerçekten severek dinlerdim ve mutlaka da elimde olmadan ağlardım ( yukardaki sözlerde o şarkıdan etkilenerek yazılmıştır). Edip AKBAYRAM’ın “ben bir selvi boylu yardan ayrıldım” şarkısı gibi..

Ki o genç yaşlarımda böylesi bir ayrılık yaşamadığım için önceki hayatlarımdan birinde (varsa böyle bir şey yani) ciddi bir terk edilme yaşamış olduğuma inancım sonsuzdu J

 

11.12.2007 | Kategori: Eskilerden | Yorum (6) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Dosta Sesleniş / 2

 

“…..ışıl ışıl parlayan bir güneş vardı yüreğimin, en kuytu, en ıssız köşesinde, beni ısıtan ve hep nağmeler fısıldayan içime.

….ne çok zaman oldu bilinmez gözlerim görmeyeli, onun gözlerini, korkmadan, çekinmeden, dostum diyerek sarmayalı kollarımla ve konuşmayalı derin derin, hüzünler kuyuna dalıp, incileri çıkartmayalı ışıklı yarınlara, umutları demet demet serpmeyeli ve de ah bir kez, bir kezcik candan, içten, gürül gürül, şapur şupur öpmeyeli yanaklarından.

…kaldıramadığım tek bir şey var, anlatmayı ne çok isterdim yanında olupta. Ama belki senin bu küskünlükten etkilenmemiş olabileceğin, belki nefretle dolu oluşun bana, belki sana muhtaçlığım yanında, bunu söyleyemeyişim, belki gururlarımız, kendimizi beğenmişliklerimiz, yüksekten bakışımız birbirimize..kısaca binbir engel yanına sokulamama.

…benim yüreğimin yaşadığını hissedebiliyorum. Hissedebiliyorum acılarımı, sevinçlerimi, günlerimi, kitapları ve hâlâ seni. Dost diye yalnız seni, seni yalnız. Ya da only you J

…kaldırıp bir kenara koyamadığım, görünce seni karşımda tutunamadığım, tutundurmayan bir soru, bir yakarış var kulaklarımda. Seni tanımadıysam, boş her şey. Yazdıklarımda, sevgimde. Boş sana anlatmaya çalıştıklarım, boş yüreğin. Çünkü, seni tanımadığıma inancın sonsuzsa, sevdiğime, sevgime de sığınamazsın yalnızlıklarının ortasında kalmışken.

…bilirim gülüşün neler söyler bana, ellerinden anlarım kızgınlığını, yürüyüşünden hissederim sevincini. Bilirim neye dolar gözlerin, ne sarsar temellerini yıkılmaz kale gibiyken. Ve bilirim anlarken halinden, yaklaşamayıp sana uzak kalışı seçimi de bilirim. Belki benim soğuk oluşumdan, belki senin sertliğinden, belki ilk günlerdeki şefkati, birbirimize olan içtenliği hangi sebepten bilinmez koyup bir yerlere davranışlarımıza yeni yeni şekiller verişimizden, birbirimize karşı hep mesafeli, hep inceleyici, hep ölçülü oluşumuzdan. Neden ki ??

…ağır ağır geliyorum karşıdan, içim eziliyor. Seni tanımıyorsam, dostunda değilimdir, anla. Nasıl konuşurum her şeyim olduğuna inanırken, hiçbir şeyim olmadığını söyledin bana. “merhaba” desem de bir, geçip gitsem de, sen içten yabancıyken ne anlamı var? Bilinmez. Öyle ise içimde ki suçluluk ne? Öperken yanaklarından sesimin çıkmaması, kolumun havada asılı kalması ne?

…zıtlıklar mı tamamlar birbirlerini, sonunda kusursuzluk mu çıkar ki ortaya? Kırmızı gülleri severim, sen pembe gülleri. Ben hüznü, sen neşeyi. Ben sessizliği, sen sesleri.

…düşlerini yaşatabilen, hayaller içinde gerçekleri kavrayabilen ve bugünle hayal içinde gezdiği dünya arasında uyumlar yaratabilmiş insanlar anlarlar sevmekten, aşktan, yaşamdan dostluktan. Düşlerin, özlemlerin ve isteklerin kabalığı, sertliği olmaz kumral kalorifer böceği. Her şey senin eserin ve de hissin. Soğuk bir insan, sert bir insan olduğunu söylemiş olsam da, asla bir düşünü kaba bulmadım. Oysa, düşün ben neyim ki? Böyle nasıl düşünebilirim ki? Ve seni tanımamış, anlamamış bir insanın değer yargısı veya ön yargısı niye bu denli önemli ve yaralayıcı senin için.

…yürüdüğüm en engebeli, en zor yoldan, gerisin geri yuvarlanmışım gibi bir his var. Her tarafım acıyor, her yanım acı içinde, doğrulamıyorum yerimden. Ama, hep kalakalamam burada sızlanarak, gideceğim, aşacağım bir yokuş var önümde.

…kimseler bilmesin isterim hislerimi. Görmesinler böyle usul usul yazarken, uzaktaki erişemediğim, varamadığım, çırpındığım bir dosta. Anlamasınlar isterim ne olduğumu, kim olduğumu ben göstermeden. Hani kırılmamak, açılmamak için fazlaca.

…Suçlamamalıyız birbirimizi, eğer seviyorsak. En ateşli yerinde bırakmayı bilmeliyiz kavgayı. Hep söyledim sever gibi konuşmuyorsun çoğunlukla tartışırken. Sert oluyor yüzün, kayagibi sözlerin. Anlamadın zaten neden hep savunmada bekleyen, pusuya yatmış bir panter gibisin? 

…kimi nefret, kimi yılgınlık, kimi öfke, kimi sinir, kimi sevecenlik, kimi sevgi, kimi ilgi, kimi dostluk, kimi anlayış, kimi boşluk. Ne hissettiysem gizlemedim asla. Hep bildin sende. Kötüydü belki de tüm bunları yaşamak, dost dediğinin hislerinin ne olduğunu bilmemek. Ama saklamadım. İyiyi de, kötüyü de. Kırsa da, coştursa da.

…affedilmeyeceğini sandığımız hatalar yaptık birbirimize. Öfkemiz de birbirimize, sevgimizde. Hâlâ çözülmeyen ne? İğneleyici konuşmalarım ve bakışlarım mı? İlgisiz, kayıtsız, uzak oluşun mu? Bunların sebepleri yine onlar mı? Cevap bulamıyorum artık, durdu düşüncelerim.

…ışıl ışıl parlayan bir güneş vardı yüreğimin en kuytu, en ıssız köşesinde, beni ısıtan ve hep nağmeler fısıldayan içime.. 24.6.1991

 

Dip Not: Sonuna kadar okuma sabrını gösterdiyseniz, bu dostun kim olduğunu bilmekte ödülü olsun :) Mel idi.

 

7.12.2007 | Kategori: Eskilerden | Yorum (10) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Dosta Sesleniş..

Uzun zaman oldu,

Bir mechul yabancı gibi, ürkek, özgür ve sorumsuz,

Ve yalnız çekip gideli,

           senin gezdiğin yollardan…

İçimde bir hüzün, gözlerimde elem,

İçimde tonlarca ağırlık, gözlerimde damla damla düşmemiş yaşlar,

Dudaklarında bir eski şarkı gibi,

Özlemli, hasretli, buruk…

Uzun zaman oldu,

Sözlerin, davranışların ve gözlerin,

Bir ok gibi saplanıp yüreğime acıdan iki büklüm olmayışım….

Ve dağlayışım acımı, ellerimle.

Ve bırakıp gidişim seni,

Dönülmeyen us ırmaklarına, hayallere, düşlere…

Uzun zaman oldu,

Bilemedin bir yürek boyu,

Bilemedin bir sevgi yolu..

                Kısacık….

Uzun zaman oldu ey dost,

Çok uzun,

Seni güzellikle,

Seni hasretle,

Seni içimdeki sevgimle,

Kuşatmayalı

    sarmayalı,

             öpmeyeli…

Uzun zaman oldu,

Gözlerimde haykırdığım,

                         dilimde kilitlediğim,

Her şeyi

Ve

Herkesi,

Fısıldamayalı kulağına…1991

 

4.12.2007 | Kategori: Eskilerden | Yorum (3) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı


Get Your Own Player!





Tasarım: Pannasmontata - Uyarlama: Emre Özçelik