DOCTYPE html PUBLIC "-//W3C//DTD XHTML 1.0 Transitional//EN" "http://www.w3.org/TR/xhtml1/DTD/xhtml1-transitional.dtd"> GÜLÜMSE



Ufacık Tefecikler Anneleriyle :)

 

Yer : Balıkesir'e bağlı bir köy...

Kişiler: Saçları tepeden toplanmış şirin mi şirin, tatlı mı tatlı minik ben, vili

           Püskül saçları ile gözlerini kısan cadı ablam

           Annemizin güvenli kollarındayız ...

           Ayakları gözüken teyzoşum, elleri belinde ki efe de teyzemin oğlu Murat.

 

Aaa bir de güzel bir hafta olsun.

Küçük değil büyük mutluluklarla dolu. Mütevazi olmayalım dedim

3.12.2007 | Kategori: Anilar | Yorum (6) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Ufacık Tefecik :)

30.11.2007 | Kategori: Anilar | Yorum (3) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Geride Kalan 19 Yıla İstinaden Diyelim..

 

Aslında aynı mahallenin çocuklarıydık. Aynı oyunları beraber oynamasakta...Sadece bir sokaktı aramızdaki. Hatta biz başka bir apartmana taşınınca sokağın sağ tarafındaki baş evde biz, sol en sondaki evde onlar :)

Benim çocukluk daha doğrusu tüm mahalle kızlarımızın çocukluk aşkı ...onların orda oturuyordu. Çok geçmişliğim vardı ordan...Hatta diğer kızlar tarafından sorgulanmışlığım..Hatta bir ara dayımın oğlu için kız istemelere gitmiştik sokaklarına..Sözdü, nişandı derken epeyce tanışmıştık o mahallenin çocukları ile...Ama onunla henüz değil :)

Eeee bir de aynı okula gittik aslında, aynı dönem..Aynı yılın yıllığında var foto'larımız...Rastlaşır mıydık teneffüs aralarında bilmem.

Sonra bir ortak arkadaşımız, ablam olmayan başka bir Figen aracılığı ile Görsel Yayın'larda çalışmaya başladığımda tanıştık. İlk ben mi başladım, o mu hatırlamıyorum....

Aynı okuldan mezun Yavuz, Figen, Ben, Zeynep ve Melahat..Yani nam-ı değer Mel :) Sonra vincent diye dalga geçtiğimiz Mustafa, iri kıyım Ayhan, çılgın deli dolu Yusuf SAVAŞ, Zeynep Abla, Ergün, Fikri ağbi, gıcık Sevgi, Mıymıy Münevver Abla, sevgili müdürümüz Yüksel Bey, Mel'i tüketen Cemal Bey :) Ne ekipti.....Her türlü insan bir arada idik. Belki ondan iş yaşamına bu kadar zor ama güzel başlamamız çok etkiledi bizi..

O zamanlar muhasebe elde tutulurdu. Kocaman kalamoza defterler arasında, T cetvelli mizan çıkarmalar arasında karışıp gittiğimiz dönemlerdi. Kadro hep aynı yaşlardaydı, gün olmuyordu ki toplantı yapılmasın...Çok konuşuyorsunuz, çok gülüyorsunuz, müzik dinliyorsunuz....Sinir birikimleri, zıtlaşmalar, aldırmamalar...

Her sabah tüm kızlar toplanırdık iskelenin önünde....Üsküdar'a inişimiz, vapurla gidiş-dönüşlerimiz...Kahkahalar eksik olmazdı, sohbetler.  Vapurun arkasına geçer, hep bir ağızdan konuşurduk sanki. Kimi küserdik, ufak kıskançlıklar, kaprisler...Ama güzeldi...

 

Görsel Yayın'lar mevki olarak öyle bir yerdeydi ki...Öğlenleri şirkette kapalı kalmak yerine..Ya yemeklerimizi hızla yerdik, ya da sandviç yapıp koşa koşa Sultanahmet'e çıkardık..Yerebatan sarnıcı, gülhane parkı ve yanındaki o eski görünümlü evler, sonra mısır çarşı'sı...Her gün bir yerlere koşardık birlikte. Ya da hiç olmazsa şirketin önünde otururduk çaylarımızı  yudumlardık.

Dip dibe hep :)

 

Şirketin koridorunda bir büyük resim asılıydı. Bir sarışın, bir esmer çocuk...Biri melahat'tı, biri ben :) İnanmamışlardı ikimizde çocukluk fotoğraflarımızı getirmiştik..Şaşırmışlardı tıpatıp bizdik. Hoş bir tesadüftü aslında...

 

Melahat'ların anne ve babası yazın Rize'ye gittikleri için...Yaz akşamları yemek sonrası onlara giderdik. Ahh o yolda hep sinir ederdim Figen'i. Mutlaka zıplayarak yürürdüm, vildan yapma, yapma der dururdu. Bense salakça bir eğlence içinde gülerdim  Mel'in ablası Nazan uçarılıklarından vakit bulurda evde olursa o da katılırdı aramıza...Tv açılır, kabuklu fıstıklar örtü üzerinde çat çut kırılır..Ve mis gibi halis Rize çayı içilirdi. Bazen yan komşuları Nesrin abla gelir kahve falımıza bakar, içimizi karartır giderdi...Bazen diğer Figen de gelirdi, yada .....(adını hatırlıyamadım hay benim balık aklım mel'den öğrenip eklemeli..)

 

Sık sık birlikte bir şeyler yapardık yemek için. Figen'in acılı menemeni, Mel in mıhlaması ve elektrikli ızgarada yaptığımız balık ziyafetleri..yanında Mel'in muhteşem salatası...Ben ??? Ben çok beceriksiz idim tabii ki. Kahve pişirsem olay olabilirdi  

 

Her dönemi ayrı güzeldi aslında...Suadiye'ye Cumartesileri diğer firma için gittimiz ve Grup Gündoğarken'i dinlediğimiz günler....Ada'ya gittimiz vapur sefaları...Birlikte söylediğimiz Sezen AKSU'dan "belalım" şarkısı...Kız kıza gittiğimiz ilk Bodrum tatili...Kitaplar okuyup güzel yerlerini not etmelerimiz, günlükler yazıp-karşılıklı okumalarımız...Süslü püslü gezmelere gidişlerimiz..Hafta sonları Çarşı mağazası'nı talan edişlerimiz..Annemin ev otel mi şeklinde kızmaları :)) vs.vs.

 

Sonra önce benim kalbimin sevgi için atmaları...Söz, nişan derken düğün telaşım...Ablam gibi her anımda yanımda oluşu...Evcilik oynar gibi gelip gitmeleri yeni evime... Eeee başı bağlı olunca deli doluluklarına biraz imrenerek bakışlarım:)

 

Bir akşam çok net hatırlıyorum Kadıköy'de bir cafe'de buluştuk. Ahmet'le tanışmam ilk o gün oldu..Melahat gibi şen kahkahaları vardı, samimi idi. Sevdim dedim Mel'e...Sonra eve istemeye geldikleri gün...odada bekleyişimiz...ablasında yapılan kına..maviler içindeki güzel mel.. Nikah sonrası Yeditepe Restoran'da ki eğlence...

 

Her şeyden ve düğünlerdende çok sonra...bir küçük dönem koptuk birbirimizden...neden diye sormadık ne o zaman, ne sonra..hani sorarsak bir şeyler yanlış olabilirdi belki...Belki öyle olması gerekiyordu....

 

Tekrar beraber olduğumuzda yine ortak bir kaderi paylaşıyorduk. Bir bebeğimiz olsun istiyorduk :)

 

Biz o dönem Ümraniye'deki o çok sevdiğim kocaman evde oturuyorduk. Akşamları oturup yine demli çay eşliğinde bol bol gülüp, yapmak istediklerimiz / sahip olmak istediklerimiz hakkında konuşuyorduk. Küçük değil ciddi büyük bir maddi sarsıntı geçirmişti Mel'ler..Başkası olsa tükenip gidecekken dimdik ayakta durmaya çalışıyordu. Ama yıpranmıştı :( Elinde kalan son kırıntılar ise tüp bebek için gidiyordu..

 

Bir mayıs başıydı, Mel'in operasyon gerçekleşmişti. Ben Gönen'deydim, telefonda sesi iyi geliyordu. Tüp bebekti çözüm..Ama olmadı :( Çok acı çekti / çektik...O ay benim hamilelik haberimi öğrendik. Sevincim yarım kaldı, içim buruktu...Bu onun için daha kötü bir yıkım oldu. Gülmeye çalışıyordu ama içindeki eksilişler nasıl da yansıyordu yüzüne...Aslında ikimiz için de başlamıştı tükenişler, yüzdeki hüzün çoğalmıştı, çocukça kahkahalar atılamıyordu...Yaşam ve bir yetişkin olma zamanları gelmişte geçiyordu bile..

 

Kafasını dağıtmak için kısa bir tatile çıkmıştı Mel ablaları ile..Ve dönüşte güzel haber....

 

Sonra biz gün ve gün hamileliğimizi birlikte yaşar olduk...Ben tam bir yarım dünya iken, o daha mantıklı-daha narin :)

 

Kızlarımıza yeni ciciler alma telaşları, odalarını düzenleme...minik minik çorapları sevme, tulumlara hayran hayran bakma zamanları...her şeye ağlamaya müsait bir çift yürek...

 

Benim zamanından önce apar topar doğuma alınışım, akşam koşa koşa gelişleri Ahmet'le..Sevinçle sarılışımız birbirimize..Aslında normal zamanını beklese idi küçük hanım Mel teyzesi gibi 17/ocak doğumlu olucaktı. Bu küçük tesadüf bile güzel olucaktı :) Yine de aynı keçi burcundan oldular...Serra'nın  doğum günü ameliyata girmeden koşa koşa gittim yanına. Ablaları yanındaydı...Öpüp hayır dualarımla çıktım yanından, içim telaşlı....İri gözlü, şirin, pamuk kızım bir Şubat günü katıldı aramıza..Çılgın Serra :)

 

Bebeklere alışmaya çalışma dönemlerimiz, lohusalık sendromları, kaç kilo aldı, büyüdü mü, gazı çıktı mı ????? İlk doğum günlerinin coşkusu..Sen bir melek'sini dinleyip ağlayışlarımız ...

 

Bir gün...Bizde oturup lahmacunlarımızı yerken, çocuklar yerde yuvarlanırken...Mel'in hamile olabilme ihtimali hakkındaki gülüşmelerimiz..Ve ılık bir Ekim günü Elif Vera'nın doğumu :)

 

Eeee bunlara ilaveten gün içinde msn'dan sürekli her anımızı, her duygumuzu paylaşır olduk. Bu sefer tükenmeler sırası bendeydi. Maddi-manevi bitişler...Bıkmadan usanmadan iyi olmam için destek olma çabaları...Her gün iyi misin diye başlayan ve içimi döke döke ağlayacak duruma kadar geldiğim duygusal patlamalar....Belki de tüm geride kalan yıllar içinde en iyi olduğum değil, bu en kötü zamanlarımda yanımda oluşu daha çok etkiledi beni...Derin sızı gibi..Ben ben olmaktan çıktığım, kendimi unuttuğum anlarda vildan'ı hatırlattı bana.."her şey güzel olacak" dedi hep...pozitif düşünelim, olmalı .....Bir tek şey güzel olsun mel dediğimde, güzel olanları bulmam için önüme seçenekler sunuşu....konuşmalar, gülmeler...

 

Ama tabii daha bitmedi hikaye...

 

Kızlarımızın büyüyüp bizlere kafa tutacakları, giysilerine karışacağımız, erkek arkadaşları için söyleneceğimiz günler var.

 

60'ımıza gelip sarı mı yapalım saçlarımızı karamel mi, ay biraz kilo aldım zayıflamalı, ya da eski günlerden, kalp çarpıntılardan konuşucak çok günler var....

 

Çokta olur inşallah...

 

Not: Tozlu arşivimden eski bir yazı.

       Nazar boncuğu da MT'nin isteği üzerine olsun :)

5.9.2007 | Kategori: Anilar | Yorum (12) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Çocuk Olmak 25 Haziran...

 

Pazar günü...
Sıcak ama çok sıcak bir İstanbul sabahı. Serra kızımın ilk gösterisini izleyeceğim için içimde bir telaş.
 
Önce Vera'yı yeme fasılları. Lacivet üzerine beyaz puantiyeli elbisesi ve donu..tepesinden toplanmış iki tel saçı ile küçük çakıl :)
 
Sahneye önce mantar kostümleri içinde 3 yaş grubu çıktı. Öğretmenlerine nasıl acıdım :) Mantarlar yatmaları gereken yerde ayakta, ayakta durmaları gereken yerde yatıyorlardı...ama o kadar tatlı yüz ifadeleri vardı ki, kahkahalarımızdan şaşkına dönmüş olabilirler.
 
Serra ilk geniş kocaman bir koro ile çıktı. Tam org çalan neşeli öğretmenlerine yakın bir yerde duruyordu. Saçları, kırmızı-beyaz eteği, şirin mi şirin minik yüzü ile çok çok tatlıydı. Ağzını kocaman açıp şarkılara eşlik etmesi, kollarını sağa sola sallamaları çok güzeldi...
 
Sonra yaz mevsimi olup Türk Bayrağı'nı çıkardı küçücük elleri ile.
Eski İstanbul hanımefendisi olup şemsiyesini döndürüp durdu.
Perdeler kapalı olduğu bir an perdenin arkasından çağrılıp "çevre" isimli şiirini okudu bir güzel.
Hatta davul-zurna eşliğinde folklar oynadı. Nasıl da severek yaptı hepsini, sıkılmadan, gülerek :))
 
Diğer çocuklara gelince...Yarım yamalak şiir okumaları, kare diyemeyip "dare" demeleri...asker kıyafetleri ile çıkıp "çanakkale geçilmez" diye bağırmaları, sahnede kiminin ağlamaları, tepinmeleri...keyifli bir gündü..
 
Çocuk olmak vardı dedim kendi kendime...
 
Böylesine eğlenebilmek için :)
 
Küçük bi not : Serra dostum Mel'in kızı..Vera'da kızkardeşi :)

4.7.2007 | Kategori: Anilar | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Vedalaşmak... 21 Haziran Tarihli

Dün akşam yine Yaprak Dökümü final bölümünü, Avrupa Yakası ile dönüşümlü seyrederken...
 
Fikret'in trene bindiği babasının o telaşlı, panik hali ile "fikretttt" diye seslenişlerine dayanamayıp ağlayıp...Arada Avrupa Yakası'nda Makbule'nin boğulma ve Sacit'in koyu içtiği çaylardan oluşan tiklerine kahkahayı basmak arasında gidip-geldim...yani yine uçlarda :)
 
Üzerinden tam tamına 10 gün geçtiği ve yazabilecek duygu sakinliğine de erişebildiğim için Gönen'den ayrılışımı yazabilirim diye düşündüm. Hatta biraz Fikret'le babasına, bir de kuzuma ağladım....
 
İlk gittiğimizde saat geç olduğu için uyumuştu. Yüzükoyun yatışmıştı. Sanki yanakları daha tombuldu, elleri yanmıştı, saçları uzamış mı?? şaşkın şaşkın anneme "elleri ne kadar yanmış" dediğimi hatırlıyorum...bir-iki kez yüzünü okşayıp uyansın diye uğraştım ama olmadı :) O anda bile 2 gün sonraki tekrar ayrılış sızısı içimi yaktı...
 
Sonra sarılmalar, anne nerdesin diye gözünün önünden ayıramamalar, oyun oynamalar, öpmeler, öpmeler...
 
Ayrılma günü gelip çattığında...
 
Gitmem gerektiğini anlatmaya çalıştığım bir an. Ama ben seni çok özlüyorum bunu biliyorsun dimi dedim. Şaşırttı beni 3,5 yaşındaki kızım. Yüzümü okşadı ben seni hep özlüyorum anne dedi :) Ağlamadım tabii. Sonraya sakladım gözyaşlarımı...
 
Otobüs saatine yakın uykusu geldi. Birlikte uzandık cd seyretmek için. Uyusun ki gidişimi görmesin istedim. Ağlamasın, içim sızlamasın...
 
Ellerimi kendi parmaklarının içinden geçirdi...Kimden öğrenmiş acaba bunu ?? Yeni kelimeler, yeni gülüşler, kahkahaları olmuş ben görmeden...Öyle yattık yan yana ama uyumadı.
 
Giyinmek için kalktığımda "anne şimdi gitme" ağlamaları başladı. Biraz buruk, acı.
 
Ben de dahil baktım herkesin gözleri nemlendi. Teyzoşum "anne içeri uyumaya gidicek gel biz dolaşalım" diyerek ikna etti. Teyzemin elini tutup anne sen git uyu, ben şimdi gelicem deyişine yanarak bekledim...Uzaklaştıkları zaman bıraktım gözyaşlarımı..Otobüse binerken babamda kendi kızına üzülüyordu sanırım. Elimi iki elinin içinde severek "üzülme hemen unutucak o" dedi...
 
Otobüsün kalmasını beklerken.....Yazıhanenin dış kısmında, pvc kapalı olan bölüme..Kırlangıçların yuva yapmış olduğunu farkettim. İki küçük kırlangıç dolanıp duruyordu etrafında. Güzel şeyleri hatırlattılar bana.....Ve İnsanlar telaşlı koşturuyordu bir yerlere. Hayat dönüyordu etrafımda, uymalıydım...

4.7.2007 | Kategori: Anilar | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Cumartesi, Huzur, Kahvaltı ve Keyif 18 Haziran Tarihli..

Hangi tanımlamayı koysam bilemedim içimden geçenlerin hepsini yazdım :)
 
Cumartesi sabahı hiç üşenmeden uykumu en tatlı yerinde bölüp, önce fırına uğrayıp misler gibi kokan poğaçalardan hepsinden alarak...önce otobüs durağına, sonra Ümraniye'ye doğru yola koyuldum...Evlerinin tam önünden geçen otobüs olmadığı için biraz daha yürüyerek Melahat'lerin ( nâm-ı değer mel canım ) evine ulaştım. Serra mini elbisesi ile kapıda karşıladı beni..Mutfaktan taze demlenmiş çay ve çıtır çıtır kızarmış sigara böreği kokusu geliyordu....
 
Çocuklu insanlar malum ağız tadı ile bölünmeden ne bir bardak çay içebilirler, ne yemek yerler. Mel'de öyleydi ama ben kaç bardak çay içtim, nasıl keyifle yedim yanımda götürdüğüm cd'leri dinlerken bilmem :))
Vera baldan tatlıydı her zaman ki gibi...Serra öldürdü beni. Hani 3,5 yaşındaki bir çocuk bu kadar mı artist olur ??? O numaradan yüz minikleri, anneye nazlar niyazlar...
 
İki küçük canavar uyuduğu zaman çok keyifli konuştuk yine...Daldan dala, eskilerden, günümüzden....Köpüklü kahvelerimizi hüplettik sağı-solu / akrabayı-komşuyu çekiştirirken...Hatta benim kahvaltı daveti güzel bir öğlen salatasına kadar uzadı :))
Serra'nın uyumasını fırsat bulup Vera'yı kucakladığımız gibi Ümraniye caddesine aktık ( bu mel'in deyişi eee kullandım güzel oldu :)  ) Sonra balkonda yine kahkahalar eşliğinde bir çay molası daha...
 
Eeee bu kadar keyif olunca, gülünce...Bir küçük pürüz olmalıydı sanırım:D
 
Ahmet ve Mel'in cazip teklifi karşısında akşam yemeği için eşimi arayıp oraya davet ettik.
 
Ben mutfağı hallederim sen çocuklarla ilgilen diyerekten pek bi hamarat, küçük tv ye arada göz atarak keyifli bir sakinlik yaşar iken...Hain bir tavuk budunu kızartma çalışmaları sırasında darbe aldım :))) 
 
Önce bir patttt sesi sonra benim vurulup düşen asker gibi ahhh feryadım..sanırım gözlerim kapalı banyoya koştum, soğuk su ile yüzümü yıkadım..bir müddet açamadım gözlerimi...durum şöyle...irili - ufaklı yağlar yüzümün istedikleri tarafına sıçrayarak bende derin bir acı bıraktılar...
 
Mel Aloa Vera'lı kremi ile anlayabildiğimiz yerlere hemen müdahelede bulundu..Ama farketmediğimiz sağ göz kapağımda, burun alt kısmında azıcıkta alnımda kahverengi lekeler mevcut...Sağ kolumdaki lekeleri ise çok sonra anlayabildim...
 
Gecenin geri kısmını "yananı görür allah" şarkısı eşliğinde balkonda elimde gazete kağıdı ile yüzümü soğutmaya çalışarak geçirdim.
 
Ciddi olarak yanan insanları düşündükçe de...Allah böylesi bir acı vermesin kimseye diye de dua ettim....

4.7.2007 | Kategori: Anilar | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

AKORDİYON .... 12 Haziran..

 

Tam olarak yazılışı böyle mi diye baktım, hata yapmıyım diye :)
Bir öğle yemeği öncesi...Çalıştığım yerin bahçesinden geliyor sesi....
Levent'te şirin 2 katlı bir ev yada villa burası kuş cıvıltılarının eksik olmadığı ..
Akordiyonu çalan kişi üst düzey yöneticilerimizin hoşuna gitmesini fırsat bilip arada onlar yemeklerini yerken gelip çalıyor en güzel
şarkıları...Nasıl romantik, insanı cezbeden bir sesi var..
 
Benim içinse yine her zamanki gibi çocukluğumu hatırlatıyor...
 
Anne tarafından Gürcü'yüm ben. Ve hep övünerek söylemişimdir bunu, sevmişimdir. Gürcü'yüm dediğimde karşımdakilerin "ahh belli nerden bu güzellik" demelerini de sevmişimdir ( kendimi de seveyim istedim mel gibi   ) 
 
Ne güzel olurdu gürcü düğünleri....Köyün meydanına ışıklar asılırdı. Karşılıklı iki sıra halinde oturmak için tahtalar dizilirdi. Önce yemeklerini yerdi gelen misafirler...Etli nohut, fasulye ve mutlaka keşkek. Ahhh nasıl istedi canım şimdi..Nohut tadı ile karışmış o et lezzeti..Önce gençler gelmeye başlardı. Güzel, şık ama İstanbul şıklığı içinde değil. Öyle yalın ve duru bir güzellik içinde olurdu giysileri. Abartısız...Yani önceleri. Zaman ilerledikçe değişti tabii onların giyinme zevkleri de :)
 
Meydanın bir tarafına genç erkekler, diğer tarafına genç bayanlar sıralanırdı. Büyükler derseniz...Onlar yan taraflarda, kenarlarda yer bulurlarsa otururlardı işte....Sonra akordiyon başlardı en güzel gürcü havalarını çalmaya...tinika...sesleri yazıya aktarmak mümkün olmadığı için şu an kulaklarımda çalan bu güzelim sesler içimde kalakalıyor. Akordiyon sesine mutlaka düğün öncesi hazırlanmış uzun tahtalar üzerine vurularak çıkartılan tahta sesleri eşlik ederdi...
 
Onun için mi çok severim kafkas dansını bilmiyorum ama...Akordiyon sesini duyduğum anda, ayaklarını yere pat pat vurdukları anda içim coşar benimde...Hiç oynadım mı ??? Hayır tabii ki, seyretmeye doyamazdım sadece...
 
Ortada sopa dolanan biri erkekler tarafından, bayanlara doğru yaklaşır...dansa kalkma istediğini iletirdi..Sonra karşılıklı başlarlardı oynamaya. Kollar yanlarda sallanır, ayaklar yere vurulurdu....Gecenin ilerleyen saatlerine kadar devam ederdi. Büyükler esnemeye başlayıp kalktıktan sonra gürcü dansı başlardı...Bütün düğün boyunca birbirini süzen bayan-erkekler el ele salınırlardı meydanda...
 
Ahh ben hep küçüktüm bunlar için...
Genelde annemlerle eve döner, uzaktan gelen sesleri dinleyerek uyurdum..
 
Şimdi ise davul yada org çalınıyor düğünlerde....Çok yazık diyebiliyorum sadece....

3.7.2007 | Kategori: Anilar | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Başka İnsanlar, Başka Hayatlar...11 Haziran Tarihli

Cuma akşamı...
17,00 gibi işyerinden çıkıyorum koşarak...Taksi beklerken minibüs gelince aynı yön diyerek yarı yolu minibüsle gidiyorum.
Yıldız Üniversitesi civarında taksi ye biniyorum.
İnsanların yaşlarını asla tahmin edemem ama şöför belki 40'lı yaşlarda olmayan, temiz giyimli, eli-yüzü temiz biri..
Kabataş'a diyorum..Anlamıyor, "abla kusura bakma anlıyamadım" diyor...
Önemli değil diyorum "tramvay'ın oraya gideceğim"
O sırada telefonu çalışıyor mu, çalmıyor mu farkında değilim..Bende telefonumdan mesaj yazmaya çalışıyorum çünkü...
"yavrum ağlama...tamam...kaç kez aradın.." gibi bir konuşma ile irkiliyorum.
Kırık bir aşk hikayesi senaryosu yazıyorum kafamda hemen..Ayrılıyorlar, bayan kopamıyor...
"Ahhh" diyorum ne kötü....
Sonra başka cümleler geçiyor.." 1 saat sonra gelicem zaten..bulamadım parayı" diyor..
Yok bir aşk hikayesi değil bu, başka bir şey...
Ama bu kadar açık başka birilerinin hayatı içinde olmak, beni rahatsız ediyor.
Oynuyor mu diye düşünüyorum bir ara, kuşku, kuşku...
Hatta bir ara elini direksiyona vuruyor...Ben resmen donuyorum...
Sonra ağlıyor....
Ciddi ağlıyor....
Üzerimdeki şaşkınlıkla, gerginlikle kalakalıyorum...
Ağlayan birinin yanında olmak ne kötü...
Hele tanımadığınız biri ise....
Hele içinizde ne oluyor, ne yaşanıyor, halla halla insem mi şu arabadan gibi düşünceler geçerken...
"iyi misiniz" diyorum...hani ilgilenirmiş gibi ama aslında kendime bile soğuk geliyor..
"hastalıkla uğraşıyorum abla" diyor..
"geçmiş olsun diyicem ama kötü bir şey sanırım" diyorum....
"kızım" diyor..."kemoterapi görüyormuş...Randevuları varmış ve 1,600 YTL yi denkleştirememiş. Borç istiyorum ama yok diyor...
Yine kalakalıyorum....
Hani yaşadığım bir oyun ise ne gereği olabilir ki, ne beklentisi diyorum...
Ya da karşımdakinden bu kadar şüphelenir olmak normal mi ??? yada hep şüpheli mi olunmalı ???
 
İnerken "allah yardımcınız olsun" diyorum..
O da bana "abla şurdan inip geçiceksin karşıya" diye yolu tarif ediyor...
 
Hâlâ üzerinde düşünüyorum....

3.7.2007 | Kategori: Anilar | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Geride Kalan 19 Yıl'a İstinaden diyelim..

 

Aslında aynı mahallenin çocuklarıydık. Aynı oyunları beraber oynamasakta...Sadece bir sokaktı aramızdaki. Hatta biz başka bir apartmana taşınınca sokağın sağ tarafındaki baş evde biz, sol en sondaki evde onlar :)
Benim çocukluk daha doğrusu tüm mahalle kızlarımızın çocukluk aşkı ...onların orda oturuyordu. Çok geçmişliğim vardı ordan...Hatta diğer kızlar tarafından sorgulanmışlığım..Hatta bir ara dayımın oğlu için kız istemelere gitmiştik sokaklarına..Sözdü, nişandı derken epeyce tanışmıştık o mahallenin çocukları ile...Ama onunla henüz değil :)
Eeee bir de aynı okula gittik aslında, aynı dönem..Aynı yılın yıllığında var foto'larımız...Rastlaşır mıydık teneffüs aralarında bilmem.
Sonra bir ortak arkadaşımız, ablam olmayan başka bir Figen aracılığı ile Görsel Yayın'larda çalışmaya başladığımda tanıştık. İlk ben mi başladım, o mu hatırlamıyorum....
Aynı okuldan mezun Yavuz, Figen, Ben, Zeynep ve Melahat..Yani nam-ı değer Mel :) Sonra vincent diye dalga geçtiğimiz Mustafa, iri kıyım Ayhan, çılgın deli dolu Yusuf SAVAŞ, Zeynep Abla, Ergün, Fikri ağbi, gıcık Sevgi, Mıymıy Münevver Abla, sevgili müdürümüz Yüksel Bey, Mel'i tüketen Cemal Bey :) Ne ekipti.....Her türlü insan bir arada idik. Belki ondan iş yaşamına bu kadar zor ama güzel başlamamız çok etkiledi bizi..
O zamanlar muhasebe elde tutulurdu. Kocaman kalamoza defterler arasında, T cetvelli mizan çıkarmalar arasında karışıp gittiğimiz dönemlerdi. Kadro hep aynı yaşlardaydı, gün olmuyordu ki toplantı yapılmasın...Çok konuşuyorsunuz, çok gülüyorsunuz, müzik dinliyorsunuz....Sinir birikimleri, zıtlaşmalar, aldırmamalar...
Her sabah tüm kızlar toplanırdık iskelenin önünde....Üsküdar'a inişimiz, vapurla gidiş-dönüşlerimiz...Kahkahalar eksik olmazdı, sohbetler.  Vapurun arkasına geçer, hep bir ağızdan konuşurduk sanki. Kimi küserdik, ufak kıskançlıklar, kaprisler...Ama güzeldi...
 
Görsel Yayın'lar mevki olarak öyle bir yerdeydi ki...Öğlenleri şirkette kapalı kalmak yerine..Ya yemeklerimizi hızla yerdik, ya da sandviç yapıp koşa koşa Sultanahmet'e çıkardık..Yerebatan sarnıcı, gülhane parkı ve yanındaki o eski görünümlü evler, sonra mısır çarşı'sı...Her gün bir yerlere koşardık birlikte. Ya da hiç olmazsa şirketin önünde otururduk çaylarımızı  yudumlardık.
Dip dibe hep :)
 
Şirketin koridorunda bir büyük resim asılıydı. Bir sarışın, bir esmer çocuk...Biri melahat'tı, biri ben :) İnanmamışlardı ikimizde çocukluk fotoğraflarımızı getirmiştik..Şaşırmışlardı tıpatıp bizdik. Hoş bir tesadüftü aslında...
 
Melahat'ların anne ve babası yazın Rize'ye gittikleri için...Yaz akşamları yemek sonrası onlara giderdik. Ahh o yolda hep sinir ederdim Figen'i. Mutlaka zıplayarak yürürdüm, vildan yapma, yapma der dururdu. Bense salakça bir eğlence içinde gülerdim Mel'in ablası Nazan uçarılıklarından vakit bulurda evde olursa o da katılırdı aramıza...Tv açılır, kabuklu fıstıklar örtü üzerinde çat çut kırılır..Ve mis gibi halis Rize çayı içilirdi. Bazen yan komşuları Nesrin abla gelir kahve falımıza bakar, içimizi karartır giderdi...Bazen diğer Figen de gelirdi, yada .....(adını hatırlıyamadım hay benim balık aklım mel'den öğrenip eklemeli..)
 
Sık sık birlikte bir şeyler yapardık yemek için. Figen'in acılı menemeni, Mel in mıhlaması ve elektrikli ızgarada yaptığımız balık ziyafetleri..yanında Mel'in muhteşem salatası...Ben ??? Ben çok beceriksiz idim tabii ki. Kahve pişirsem olay olabilirdi 
 
Her dönemi ayrı güzeldi aslında...Suadiye'ye Cumartesileri diğer firma için gittimiz ve Grup Gündoğarken'i dinlediğimiz günler....Ada'ya gittimiz vapur sefaları...Birlikte söylediğimiz Sezen AKSU'dan "belalım" şarkısı...Kız kıza gittiğimiz ilk Bodrum tatili...Kitaplar okuyup güzel yerlerini not etmelerimiz, günlükler yazıp-karşılıklı okumalarımız...Süslü püslü gezmelere gidişlerimiz..Hafta sonları Çarşı mağazası'nı talan edişlerimiz..Annemin ev otel mi şeklinde kızmaları :)) vs.vs.
 
Sonra önce benim kalbimin sevgi için atmaları...Söz, nişan derken düğün telaşım...Ablam gibi her anımda yanımda oluşu...Evcilik oynar gibi gelip gitmeleri yeni evime... Eeee başı bağlı olunca deli doluluklarına biraz imrenerek bakışlarım:)
 
Bir akşam çok net hatırlıyorum Kadıköy'de bir cafe'de buluştuk. Ahmet'le tanışmam ilk o gün oldu..Melahat gibi şen kahkahaları vardı, samimi idi. Sevdim dedim Mel'e...Sonra eve istemeye geldikleri gün...odada bekleyişimiz...ablasında yapılan kına..maviler içindeki güzel mel.. Nikah sonrası Yeditepe Restoran'da ki eğlence...
 
Her şeyden ve düğünlerdende çok sonra...bir küçük dönem koptuk birbirimizden...neden diye sormadık ne o zaman, ne sonra..hani sorarsak bir şeyler yanlış olabilirdi belki...Belki öyle olması gerekiyordu....
 
Tekrar beraber olduğumuzda yine ortak bir kaderi paylaşıyorduk. Bir bebeğimiz olsun istiyorduk :)
 
Biz o dönem Ümraniye'deki o çok sevdiğim kocaman evde oturuyorduk. Akşamları oturup yine demli çay eşliğinde bol bol gülüp, yapmak istediklerimiz / sahip olmak istediklerimiz hakkında konuşuyorduk. Küçük değil ciddi büyük bir maddi sarsıntı geçirmişti Mel'ler..Başkası olsa tükenip gidecekken dimdik ayakta durmaya çalışıyordu. Ama yıpranmıştı :( Elinde kalan son kırıntılar ise tüp bebek için gidiyordu..
 
Bir mayıs başıydı, Mel'in operasyon gerçekleşmişti. Ben Gönen'deydim, telefonda sesi iyi geliyordu. Tüp bebekti çözüm..Ama olmadı :( Çok acı çekti / çektik...O ay benim hamilelik haberimi öğrendik. Sevincim yarım kaldı, içim buruktu...Bu onun için daha kötü bir yıkım oldu. Gülmeye çalışıyordu ama içindeki eksilişler nasıl da yansıyordu yüzüne...Aslında ikimiz için de başlamıştı tükenişler, yüzdeki hüzün çoğalmıştı, çocukça kahkahalar atılamıyordu...Yaşam ve bir yetişkin olma zamanları gelmişte geçiyordu bile..
 
Kafasını dağıtmak için kısa bir tatile çıkmıştı Mel ablaları ile..Ve dönüşte güzel haber....
 
Sonra biz gün ve gün hamileliğimizi birlikte yaşar olduk...Ben tam bir yarım dünya iken, o daha mantıklı-daha narin :)
 
Kızlarımıza yeni ciciler alma telaşları, odalarını düzenleme...minik minik çorapları sevme, tulumlara hayran hayran bakma zamanları...her şeye ağlamaya müsait bir çift yürek...
 
Benim zamanından önce apar topar doğuma alınışım, akşam koşa koşa gelişleri Ahmet'le..Sevinçle sarılışımız birbirimize..Aslında normal zamanını beklese idi küçük hanım Mel teyzesi gibi 17/ocak doğumlu olucaktı. Bu küçük tesadüf bile güzel olucaktı :) Yine de aynı keçi burcundan oldular...Serra'nın  doğum günü ameliyata girmeden koşa koşa gittim yanına. Ablaları yanındaydı...Öpüp hayır dualarımla çıktım yanından, içim telaşlı....İri gözlü, şirin, pamuk kızım bir Şubat günü katıldı aramıza..Çılgın Serra :)
 
Bebeklere alışmaya çalışma dönemlerimiz, lohusalık sendromları, kaç kilo aldı, büyüdü mü, gazı çıktı mı ????? İlk doğum günlerinin coşkusu..Sen bir melek'sini dinleyip ağlayışlarımız ...
 
Bir gün...Bizde oturup lahmacunlarımızı yerken, çocuklar yerde yuvarlanırken...Mel'in hamile olabilme ihtimali hakkındaki gülüşmelerimiz..Ve ılık bir Ekim günü Elif Vera'nın doğumu :)
 
Eeee bunlara ilaveten gün içinde msn'dan sürekli her anımızı, her duygumuzu paylaşır olduk. Bu sefer tükenmeler sırası bendeydi. Maddi-manevi bitişler...Bıkmadan usanmadan iyi olmam için destek olma çabaları...Her gün iyi misin diye başlayan ve içimi döke döke ağlayacak duruma kadar geldiğim duygusal patlamalar....Belki de tüm geride kalan yıllar içinde en iyi olduğum değil, bu en kötü zamanlarımda yanımda oluşu daha çok etkiledi beni...Derin sızı gibi..Ben ben olmaktan çıktığım, kendimi unuttuğum anlarda vildan'ı hatırlattı bana.."her şey güzel olacak" dedi hep...pozitif düşünelim, olmalı .....Bir tek şey güzel olsun mel dediğimde, güzel olanları bulmam için önüme seçenekler sunuşu....konuşmalar, gülmeler...
 
Ama tabii daha bitmedi hikaye...
 
Kızlarımızın büyüyüp bizlere kafa tutacakları, giysilerine karışacağımız, erkek arkadaşları için söyleneceğimiz günler var.
 
60'ımıza gelip sarı mı yapalım saçlarımızı karamel mi, ay biraz kilo aldım zayıflamalı, ya da eski günlerden, kalp çarpıntılardan konuşucak çok günler var....
 
Çokta olur inşallah...
 

2.7.2007 | Kategori: Anilar | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

HİTAP YADA SESLENİŞ ...hangisi doğru bilmem ???

5 Haziran tarihinde yazmışım :)
 
 
Hepimiz de vardır sanırım bu. Karşımızdaki insana sevdiğimiz yada hayatımızda olana bi şekilde kısa adlar takarız. Seslenişimiz ismi ile olmaz bazen....Hani içten gelen, ona yakışan, kısa bir içtenlik ifadesi belki de...
 
Yine eskilere doğru gidince, düşününce ben neler olmuşum diye. Sevindim kendi kendime...Bilmeden şımartılmış çocuklarmışız aslında, sevgi ile hatırlanan.
 
İlk rahmetli Lütfiye yengem geldi aklıma...Güleç yüzü, kısa boyu, ışıl ışıl gözleri..Her bayram katlı rengarenk, değişik mendiller arasında harçlığımızı verirdi bize. Figen'le mendillerimizi karşılaştırırdık, benimki daha güzel...hayır benimki :) Beni "kara kızım" diye severdi. Eh figen in yanında pek bi kara-kuru kaldığım doğruydu..Ama sıkı sıkı sarardı, oyyyy kara kızım derdi. Severdim ben de, onun için çok ağladım ani ölümünde. Eşi Kemal Amca'm ise "bıddına" derdi. Hâlâ bilmem ne demektir ama o her dediğinde "amca yaa" diye kızardım..O da daha çok takılırdı :) Teyzemin oğlu Murat'ta bir dönem saçlarımdan dolayı Küçük Ev dizisinden esinlenerek "kuzen Albert" derdi ki, az kavga etmedik bu nedenle :)) Ama küçük bir itiraf benziyordum aslında...
 
Giresun'da yaşayan, buralara çok sık gelemese de telefonlarla, kartlarla, yazın birkaç günlüğüne gelen Erdoğan ağbimiz ise "güllerim" derdi. Güllerim nasıl diye sorardı telefonda...güllerim nasılsınız derdi ?? En son gördüğümde yengemin cenazesinde Ecenaz'la da tanıştı. Eşi ile kokulu kokulu öptüler kızımı yanaklarından. Ben bunu da çok sevdim. Bir müddet öyle öptük ece ile birbirimizi..."kokulu kokulu" içimize çeke çeke...
 
Erdem ağbinin hep ve daima "güzeli" idim. Çok küçükken kucağından düşürmezdi, sonra fotoğraflarımı çekerdi..Yine yengemin cenazesinde gördük uzun zaman sonra...Figen'le benim karşıma oturdu özlemle konuştuk..Gelin dedi Karadeniz'e...Bilseniz o kadar güzel ki..
 
Ahhh ya rahmetli Lütfü eniştem..."vildan abla" sesi kulaklarımda, ses tonu, tınısı...Ölüm hiç yakışmadı ona..Çok gençti, neşeli...Oyun havası çalsa kalkar oynardı, telaşlı telaşlı yürürdü...Hep yetişmeye çalışır gibiydi bir yerlere, şimdi yetişti mi bilmem :( Bostancı'da sirke götürmüştü hepimizi. Mehmet Ali ERBİL ve Çiğdem TUNÇ sunucu idi. Sonrasında mıydı, yoksa başka bir zaman mı..bir de kebap ziyafeti çekmiştik keyifli keyifli...Figen'le ikinci evimiz gibiydi teyzemler. Teyzoş'um anne yarısı idi, her zaman. Hani insanın kıyamadığı insanlar olur ya, teyzem öyle benim için. Kötü bir tesadüf Sedat dayımın o illet hastalığa tutulması, eniştemin hastaneye yatışı aynı döneme denk gelmişti.
 
O kahverengi yumuşak gözlü, sakin, k leri annem gibi g diye basa basa söyleyen, ahhh dayılarımın en özeli, ama içimi en sızlatanı öldüğü gün hastaneden gelmişti teyzem. Enişteme bir şey sezdirmeden, dik durmaya çalışarak gelmişti cenaze evine...Çok sonraları, şimdi ki zamanıma daha yakın bir zamanda...
 
İrem kuzum doğduğunda, ben ece ye bakmak için iznimi kullanıp bittiğinde...eee annem figen'de olmak istediğinde..ben yıprandığımda...hatta cebime koyup işe götüremem ki kızımı dediğimde...kızıma babaannesi, halası yine bakmadığında...telefon açıp teyzeler ne günler için vildan cım, ben bir şekilde oyalarım..suya sokarım, sokağa çıkartırım yine de bakarım demişti..eee ağlamıştım tabii :)
 
Hep çocukluğumdaki haller geliyor aklıma nedense...Demek o kadar kalıyor insanın içinde anıları. Boşuna değil demek ki, filmlerde gördüğümüz gözlüklü bir psikoloğun "çocukluğunuza dönelim" demeleri :)) Ama ben her zaman çocukluğumu gülerek, sıcacık hatırlıyorum..
 
Arif dayıma gelince, yolda karşılaşınca şöyle kollarını kocaman açıp "vayyyy yegenlerim" gibi bir yığın şaşalı sözler sıralardı. Küçük eski bakkalın önünde birer tüp çikolata alırdı bize. Akşam oturmalarında, tüm çocukları etrafına toplar oyunlar oynardı. Bazen nesi var, bazen yattı/kalktı, bazen tavuğun gıdısı, gerisi..(oyunların detaylarını yazıp yorulmak istemedim..bilen biliyordur sanırım)
 
Fikret ağbimin ise "fıstıkları" idik. Fıstık nasılsın?? İncecikti eskiden...ağbimiz yoktu belki ama ağbimizdi işte...Haydarpaşa nın yolunda Figen'e olmaya devlet cihanda yı ezberletme çabaları gözümün önünde...sanki dün gibi...şimdi ne dertlerde...
 
Sonra dostlarım "vili" dediler. Mel bir ara "viloyt" derdi..Küçük surat'ta oldum hatta can kız canım kız....
 
Bazen bir çiçek...
 
Hepsini sevdim...
 
Gidenler çok oldu ama hatıraları kaldı işte içimde............

2.7.2007 | Kategori: Anilar | Yorum (3) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

<Önceki Yazılar |


Get Your Own Player!





Tasarım: Pannasmontata - Uyarlama: Emre Özçelik